Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin: “Birlikte yaşama kültürünü oluşturmalıyız”
Kalebodur ile Mimarlar Konuşuyor’da Prof. Dr. Celal Abdi Güzer’in 2022 Ocak ayında konuğu İstanbul Kent Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin’di. İnsan odaklı düşünmenin yerine, artık ‘doğa-insan-toplum’ odaklı düşünmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin, “Geldiğimiz şu noktada, ekolojik sistemlerin korunması, kültür mirasının korunması, mağdurların korunması ve tüm bunların nasıl birlikte yaşayacağını konuşmalıyız. Eğer beraber birlikte yaşama kültürünü oluşturamaz isek, o zaman çok tehditkâr bir gelecek bizleri bekliyor demektir” dsiye konuştu.
Kalebodur, mimarlık sektörünün gelişimesine katkıda bulunmak için hayata geçirdiği ‘Kalebodur ile Mimarlar Konuşuyor’ söyleşi programı, 2022’de yeni konuklar ile devam ediyor. Prof. Dr. Celal Abdi Güzer’in sunduğu ve sektörün önemli isimleri ile mimar adaylarını buluşturan keyifli programın 2022 ocak ayında konuğu ise, Türkiye mimarlık eğitiminin önemli isimlerinden İstanbul Kent Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin.
Bilgi Üniversitesi’nde mimarlık yüksek lisans programının kuruluş sürecinden Türkiye’deki mimarlık eğitiminin durumuna, mimarlığın diğer bilimlerle ilişkisinden birlikte yaşama kültürünün önemine kadar birçok konunun ele alındığı söyleşinin tamamını Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor web sitesi veya Kalebodur’un Youtube hesabı üzerinden izleyebilirsiniz.
“İlk kez fakülte olmaksızın bir yüksek lisans programı ile başladık”
ODTÜ lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra yeni bir şeyler yapmak için İstanbul’a taşınmaya kararı verdiğini belirten Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin, “Mimarlığın tanımının, toplumla ilişkisinin değiştiği yıllardı. Biz de gençtik ve yenilik istiyorduk. Ama ODTÜ gibi köklü geleneğe sahip bir üniversitede bu çok zordu. Bu nedenle 2000 yılında İstanbul’a taşındım. Bilgi Üniversitesi’nde Mimarlık Fakültesi olmadığından İletişim Fakültesi’nde ders vermeye başladım. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde de stüdyo yapıyordum. Ama bu dönemde mimarlar ve akademisyenlerle beraber bir yüksek lisans programı kurma isteğimiz vardı. İhsan Bilgin’in önderliğinde Nevzat Sayın, Emre Arolat, Han Tümer Tekin, Murat Tabanlıoğlu, Mehmet Kütükçüoğlu ve Can Çinici gibi önemli mimarların yanı sıra Murat Güvenç, Sibel Bozdoğan, Günkut Akın gibi akademisyenlerin de içerisinde olduğu çok heyecan verici bir ekiptik. Birlikte işe koyulduk ve ilk defa fakülte olmadan bir yüksek lisans programını hayata geçirdik. Bilgi Üniversitesi’nde yüksek lisans programı çok başarılı olunca bu kez fakülteyi kucağımızda bulduk” diye konuştu.
“Mimarlık eğitimleri, hayatta ilerlemek için çok güzel bir donanım sunuyor”
Türkiye’de birçok fakültenin herhangi bir kurgusu olmaksızın açıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin, şöyle söyledi: “‘Fakülteyi açalım, nasılsa öğrenci gelir’ gibi yanlış bir anlayış var. Oysa ki hikayesi olan bir okul çok daha önemlidir. Bugün konuştuğumuz ve başarıları ile övündüğümüz ODTÜ’nün, Boğaziçi’nin birer hikayesi var. Biz de Bilgi Üniversitesi’nde bunu yapmaya çalıştık. Mimarlık yüksek lisans programının ne ve nasıl olması gerektiğini 2002’de konuşmaya başladık. 2004’te ise Bilgi Üniversitesi, mimarlık yüksek lisans bölümü açmak üzere YÖK’e başvurdu ve 2005’de de eğitime başladık. Yaklaşık 3 yılı, tartışmalarla geçirdik. En zevkli yanı da bu oldu. Çünkü, bu tartışmalardan biz de çok şeyler öğrendik. Tartışmak aslında insanı dinç tutuyor. Bu yaklaşımı fakülte kurulunca da devam ettirdik. İdeal bir mimarlık eğitiminin peşinde değildik, çünkü zamanla beraber ideal eğitim de sürekli değişiyor. Dolayısıyla, ideal eğitim diye bir şey yok. Bilgi Üniversitesi’nde de bu şekilde düşündük. Şu anda Kent Üniversitesi’nde de aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Üniversite, insanların ekmek parasını kazanmak için yatırım yaptığı bir yer değil, önemli olan insanın, hayat enerjisi bulduğu bir yerde, iyi eğitim almasıdır. Bugün artık tasarım ve mimarlık, çok zengin bir alan ve çok büyük bir şemsiyeyi oluşturuyor. Buradan alınan eğitim ile uzun dönemde farklı işler yapmak mümkün. Hakkı verildiği zaman mimarlık eğitimi; hayatta ilerlemek için çok iyi bir donanım sunuyor ve yaratıcılık aşılıyor. Var olanı iyi çalışmak, sınırlarını iyi anlamak ve onu geliştirmenin yöntemlerini üretmekten geçen bir yaratıcılık altyapısından bahsediyoruz. İnsan, ‘mezun olunca ne kadar para kanacağım’ diyerek başlamamalı. Aksine, dört seneyi iyi geçirebileceği bir eğitim ortamının olup olmadığına bakmalı. Zaten, o iyi eğitim aldıktan sonra birçok yerde başarılı olması mümkün hale gelir.”
“‘Doğa-insan-toplum’ düşüncesini yeniden kurmamız lazım”
İnsan merkezli düşünmenin bırakılması yerine, ‘doğa-insan-toplum’ düşüncesinin tekrar kurulması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Bilgin, “Eskiden birlikte yaşamayı konuşuyorduk. Bunu da farklı sınıfların, farklı jenerasyonların, farklı kültürlerin bir arada kentte nasıl yaşayacağı temelinde konuşuyorduk. Yani, insan merkezli düşünüyorduk. Şimdi ise, artık bütün canlılarla birlikte yaşamayı konuşuyoruz. Bugün geldiğimiz noktada genel olarak, ‘koruma’ başlığının, bizim artık temel işimiz olduğunu düşünüyorum. Ekolojik sistemlerin korunması, kültür mirasının korunması, mağdurların korunması ve tüm bunların nasıl birlikte yaşayacağı bir sistem. Bu aslında mimarların, hatta bütün üniversitelerin de konusu. Eğer birlikte yaşama kültürünü oluşturamazsak, o zaman hem iklim krizi hem de sosyo-ekonomik kriz açısından çok tehditkâr bir gelecek bizi bekliyor demektir. Bizler, yeryüzünün efendisi değil, mütevazi bir parçasıyız. Ona her zarar verdiğimizde, dönüp bizi vuruyor. Aslında salgın da o, gelmekte olan kuraklıkta o… Bu nedenle artık disiplinler arası değil, disiplinler ötesini konuşmamız gerekiyor” diye konuştu.









